Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Posted in Genel | 1 Comment

Mikrodalga Fırınlar Öcü Mü?

Ateşsiz pişirme yöntemi, yani mikrodalga fırınlar, elli yıl kadar önce icat edildi. Anlamakta zorluk çektiğimiz ama kendimizi kullanmaktan alıkoyamadığımız bir icat. Bazılarımız öylesine tedirginiz ki, bu aletlerin kocaman nükleer reaktör olduğunu sanıyoruz. Oysa mikrodalga ile radyoaktivite arasındaki farkın ayırımına varmamız gerekiyor. Mikrodalgalar, tıpkı radyo dalgaları gibi ancak dalga boyu daha kısa ve enerjisi daha yüksek olan elektromanyetik ışın dalgaları. Yiyeceklerin içerisindeki su moleküllerinin titreşmesine neden oluyorlar. Mikrodalga enerjisiyle yüklü yiyecek molekülleri, patlamış mısır taneleri gibi sağa sola sıçrıyor, hızla hareket ediyor ve böylece yaygın ısı oluşuyor. Özetle… Mikrodalga fırınlar öcü değil!

Yıllar önce Nahide Mutlu ile yaptığımız sohbet geliyor aklıma. Mikrodalga fırında pişen yemekler kitabı hazırlıyordu. Tamamlamaya fırsat bulamadığını öğrendiğimde, hayallerim suya düşmüştü. Samsung Beyaz, İstanbul Culinary Institute şefleri tarafından denenen tarifleri bir kitapçıkta toplayarak derdime derman oldu. Yakında dileyen herkesin ulaşabileceği bu kitapçıkta 32 tarif bulunuyor.

Kitapçıkta, İstanbul Culinary Institute’den Eğitmen Şef Fehmi Samancı tarafından uygulanan; çorbalar, et ve sebze yemekleri, zeytinyağlılar, makarnalar, soslar ve tatlılar grubunda yer alan çeşit türlü tarifler bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde kitapçığın tanıtımı için düzenlenen yemekli buluşmada, hepsi mekanda bulunduğumuz süre boyunca pişen; portakallı zeytinyağlı kereviz, patlıcanlı pilav, piliç sote, bardakta sufle ve patlamış mısır yeme fırsatı bulduk.

Portakallı zeytinyağlı kerevizi yemeye doyamadım. Şef Fehmi Samancı’nın anlatımına göre; kuru soğan ve havuçları yağla karıştırıp 3-4 dakika 750 watt’ta pişirmeliyiz. Sonra, kereviz, portakal, portakal suyu ekleyip 10 dakika daha pişirmeliyiz. Cam veya porselen kapta, üstünü strech film ile kaplamayı ihmal etmeden tabii.

Canlı renklerde, dişe gelir lezzetler, kısa sürede masaya geliyor. Daha ne isteyeyim? Zeytinyağlı portakallı Brüksel lahanası ve Hindistan cevizi sütlü lahana, kitapçıkta öncelikle işaret koyduğum tarifler. En kısa sürede denemek niyetindeyim.

Mikrodalga ile açıklamalar için kaynak: Robert L. Wolke, “Einstein Ahçısına Ne Dedi?”, Epsilon
Posted in Çok Gezen Mi Bilir, Kereviz, Mikrodalga, Portakallı Kereviz, Samsung Beyaz, Zeytinyağlılar | 14 Comments

Biri Kahvaltı Mı Yapıyoruz Dedi?

Kahvaltı dendi mi akan sular durur bende. Günün en keyifli öğünüdür. Bu bakış açımın kaynağında, eminim annemin neredeyse her kahvaltıda özel bir lezzet hazırlaması var. Bacaklı lokma, en popüler lezzeti. Söz size kısa sürede tarifini vereceğim.

Hümeyra’nın “Kahvaltım Etkinliği”ni gördüğümde hemen katılmalıyım, fotoğrafı da sabah ışığında çekmeliyim dedim. İşte bu sabah çekilen görüntülerle Sofra Dergisi tatlı-tuzlu hamur işleri kitabından balkabaklı pankek.

Malzemeler:
1 yumurta,
4 yemek kaşığı pekmez (veya 2 yemek kaşığı toz şeker),
3/4 su bardağı süt,
1 portakalın rendelenmiş kabuğu,
2 yemek kaşığı zeytinyağı,
1 avuç iri dövülmüş ceviz,
4 yemek kaşığı balkabağı püresi,
1 su bardağı tam buğday unu,
1 çay kaşığı karbonat,
1 fiske tuz

Yapılışı:
Yumurtanın sarısına, pekmezi, sütü, rendelenmiş portakal kabuğunu, zeytinyağını ekleyip karıştırın. Ardından ceviz ve kabağı, karışıma dahil edin. Unu ve karbonatı da ilave edip karıştırın.

Yumurta akını bir kasede bir fiske tuz ile kar haline getirin ve iki karışımı bir araya getirin. Yumurta akının havasının sönmemesi için hep aynı yönde yavaşça karıştırın. Karışımın rengi tek renk olunca karıştırmayı hemen bırakın.

Yapışmaz yüzeyli tavada yağ eklemeden karışımdan birer yemek kaşığı veya birer kepçe alarak (büyüklüğünü nasıl isterseniz) kısık ateş üstünde önlü arkalı kızartın. Üzerini pekmez ve iri dövülmüş ceviz ile süsleyerek servis yapın.

Posted in Balkabaklı Pankek, Balkabağı, Kahvaltılık, Pankek | 20 Comments

2011’in İlk Derbisinde Menü Etli Dürümdü

Beşiktaş-Fenerbahçe arasında gerçekleşen 2011’in ilk derbisinde, tam 6 gol atıldı. Nefes kesen maçta Fenerbahçe Beşiktaş’ı 4-2’lik skorla yendi. Bizim evin hafta sonu hallerinde maça, karınlar iyice doyurularak hazırlanılır ve sonra maça konsantre olunur.

Büyük derbi öncesi menü, etli dürüm, kızarmış soğan halkaları ve patatesten oluşuyordu. Alınan kaloriler, maç heyecanıyla eridi gitti.

Etli Dürüm
Malzemeler:
500 gr strogonof,
10 adet mantar,
1 kuru soğan,
5 taze soğan,
1 sarı dolmalık biber,
1 yeşil dolmalık biber,
1 kırmızı dolmalık biber,
2 domates veya 1/3 konserve kutusu küp domates,
4 yemek kaşığı sıvıyağ,
1 tatlı kaşığı köri (silme),
Tuz, karabiber

Avakado sos için:
1 avakado,
2 diş sarımsak,
1/2 çay kaşığı tuz,
Yarım limon

Dürüm için:
6 lavaş ekmeği

Yapılışı:
Storogonofları ve sebzelerin tümünü jülyen doğrayın. Büyük bir tavaya iki yemek kaşığı yağ koyup kızdırın. Etleri ilave edip sık sık karıştırarak önce suyunu salmasını, sonra çekmesini ve kızarmasını sağlayın. Etleri tavadan alıp bir tabakta bekletin. Tavaya ikinci olarak mantarları alıp karıştırarak pişirin. Onları da etlerin olduğu tabağa alın.

Tavaya kalan iki yemek kaşığı yağı dökün ve kızdırın. Domates haricindeki tüm sebzeleri ekleyip soteleyin. Sebzeler diri iken eti, mantarı, köri, tuz ve karabiberi ilave edip 3-4 dakika daha karıştırın. Küp domateslerle birlikte 2-3 dakika daha pişirin ve altını kapatıp dinlenmeye alın.

Bu arada avakadonun kabuk ve çekirdeğini burada anlattığım şekilde çıkarın. Dövdüğünüz sarımsak, tuz ve limonu ekleyin. Hem karıştırın hem de avakadoyu ezin.

Lavaş ekmeklerinin üzerine avakado sosunu ince tabaka olarak sürün. Geniş tarafına etli içten koyun. İki yanını kapatarak rulo haline getirin. Tost makinesinde hafifçe kızarana dek ısıtın.

Dürümleri, ortadan ikiye bölerek soğan halkaları ve kızarmış patates ile servis edin.

Posted in Dürüm, Derbi, Etli Dürüm, Fenerbahçe, Sandviçler | 22 Comments

Hakkımızda Hayırlısı Neyse O Olsun!

“Helva”, tatlı anlamına gelen Arapça bir sözcük. Adı Arapça’dan da gelse, Müslüman Türklerin geleneksel tatlısı. Yalnızca Sarayın ve İstanbul’un değil, tüm İmparatorluğun, tüm toplumsal kesimlerin ve tüm zamanların tatlısı olan helva, ayrıca törensel bir anlam da taşıyor.

İlk kez 13. yüzyılda, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin yazılarında sözü edilen “Helva Töreni”, zamanla localar arasında yaygınlaşmış ve 15. yüzyılda loncaya kabul töreninin bir parçası olmuş. Helva toplantıları, zamanla törensel özelliklerini yitirmiş ve giderek varlıklı kentli erkeklerin, uzun kış gecelerinin bir eğlencesi haline gelmiş. Kış geceleri beş-on kişi evlerde bir araya gelerek hem sohbet eder, hem de helva ve daha pek çok tatlı ve tuzlu yiyeceklerle damaklarını tatlandırırlarmış.

Günümüzde helvanın törensel bir anlamı olduğunu hatırlatan bazı adetlerimiz var: Ölülerin ruhları için helva pişirip dağıtıyoruz. Kandillerde yapıp konu komşuyla paylaşıyoruz. Mevlütlerin ardından ikram ediyoruz.

İrmik helvası yapıp tarifini paylaşma sebebim, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum. Aklımızın başımıza gelmesi, birilerinin oyununa alet olmamamız, oy verme görevimizin önemini anlamamız, sandık başında birilerine ders vermemiz için Allah’a dua ediyorum… Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun… Amin!

İrmik Helvası
Malzemeler:
1,5 su bardağı irmik,
125 gr margarin,
2 yemek kaşığı çam fıstığı,
1 su bardağıve 2 yemek kaşığı şeker,
1 su bardağı su,
1 su bardağı süt,
Üstü için tarçın

Yapılışı:
Çelik bir tencerede margarini eritin. İrmiği ekleyip en kısık ateşte sürekli karıştırarak kavurun. 15 dakika kadar sonra çam fıstıklarını ekleyip kavurmaya devam edin. 10 dakika sonra şekeri, suyu ve sütü ekleyip karıştırın. Tencerenin ağzını kapatıp kısık ateşte 15 dakika kadar suyunu çekmesini sağlayın.

2 yemek kaşığı toz şekeri ekleyip helvayı karıştırın. Tencerenin ağzını kağıt havlu veya temiz bir bezle örtüp kapağını kapatın ve demlenmeye bırakın. Servis ederken arzu ederseniz üzerine tarçın serpin.

Posted in Helva, Tatlılar, İrmik, İrmik Helvası | 13 Comments

Oda Sıcaklığında Saklanabilir Yemeklerden Söz Edelim

Yemek blog yazarı olarak tariflerimizi paylaştığımızda, tebriğin yanı sıra şu türden tepkiler de alırız: “Keşke becerebilsem de bu yemeği yapabilsem”, “Sabır gösterip yemek için nasıl bu kadar emek ve zaman harcıyorsun anlamıyorum”, “Bu tarifi gördükten sonra eve gidip yumurta kırmak çok can sıkıcı”…

Şimdi vereceğim bilgi, özellikle bu arkadaşlarımı çok mutlu edecek. Onlar da artık sofralarında ziyafet menüsü sunabilecek. Nasıl mı? Oda sıcaklığında saklanabilir yemeklerle. Bu yöntem henüz dünyada bile çok yeni. Türkiye’de “Easyfood” markasıyla karşımızda. Şirketin kurucusu Güliz Kanuni Tunçay, 2007’nin başında İ.T.Ü Kimya Metalürji Fakültesi Gıda Bölümü ile Ar-Ge çalışmasına başladı ve 2 yıl sonunda “Easyfood” markasıyla karşımıza çıktı.

Yemeğe yardımcı ürünler, hazır yemekler ve hazır tatlılar başlıkları altında ürün sunuyorlar. Etli kurufasulye, levrek buğulama, bulgur pilavı, zeytinyağlı enginar, kabak ve ayva tatlıları çeşitlerden bazıları. 5-7 dakika arasında değişen zaman dilimlerinde, mikrodalga fırında veya tencere içinde ocak üstünde ısıtıp hemen servis edebiliyorsunuz.

1 yıla kadar uzanan raf ömrü var yemeklerin. Hem oda sıcaklığında kalıyor, hem de bu kadar uzun süre nasıl dayanıyor değil mi? Yanıtı http://www.easyfood.com.tr/ ‘de buldum. Derler ki: “Easyfood üretim yöntemi ile üretilen ürünlerin raf ömrünün uzun oluşu, pastörizasyon değil sterilizasyon yöntemi ile üretilmesinden ileri gelir. Sterilizasyon, ısıya dirençli bakteri sporlarının öldürülmesi için kullanılır. Bu ürünler 120 C sıcaklığa kadar ısıtılırlar, böylece bozulmaya yatkın bakteriler ve sporları yok edilir.” İşin püf noktası şurada belli ki: Her ürün için uygulanan sterilizasyon süresi farklı, bu yöntem sadece Easyfood tarafından biliniyor.

Şu gördüğünüz ayva tatlısını servis edene dek kullandığım malzemeler; sadece Easyfood ayva tatlısı ve çatal. Ne diyeyim, kendim yapmış gibi hissettim, pek lezzetli.

Posted in Çok Okuyan mı Bilir, Easyfood, oda sıcaklığında saklanabilir | 13 Comments

Kuruyemiş Çatısı Altında Portakallı Mahlepli Kek

Çikolataya düşkünlüğüm olmasa da çikolata kaplı portakal drajeleri gördüğüm zaman akan sular durur. Portakalın yanı sıra naneyi ve vişneyi de çok yakıştırırım çikolataya. İşte bu nedenle Sofra Dergisi tatlı-tuzlu hamur işleri kitabında gördüğüm “portakallı kakaolu kek” tarifi hemen ilgimi çekti. Üstelik bolca kuruyemiş de içeriyor.

Bu keki çok kez yaptım, fotoğraflayıp sizlerle paylaşmak ancak bugüne kısmet oldu. Önceki uygulamalarımda fındık kullanmıştım. Bu kez evdeki file Antep Fıstığı içlerini değerlendirdim. Kuruyemişleri, kek kalıbının tabanına yaymak ve kek hamuruna eklemek için kullanıyoruz. İri çekilmiş hallerine göre file formundaki kuruyemişler, tabana yaymak için daha uygun. Kek hamuruna ise dövülmüş formunu eklemenizi öneririm. Böylece kekiniz kolayca dilimlenir.

Malzemeler:
125 gr oda sıcaklığında yumuşamış tereyağı,
1 su bardağı pudra şekeri,
4 yumurta,
3 yemek kaşığı bal,
1 portakalın rendelenmiş kabuğu,
1 su bardağı file fındık, Antep fsıtığı içi veya badem,
1/2 su bardağı dövülmüş fındık, Antep fıstığı veya badem,
1 paket vanilya,
1 su bardağı un,
3 yemek kaşığı kakao,
1 yemek kaşığı mahlep,
1 paket kabartma tozu

Yapılışı:
Tereyağı ve pudra şekerini bir kaba alıp krema kıvamına gelinceye dek mikserle çırpın. Üzerine yumurta, bal, rendelenmiş portakal kabuğu ve yarım su bardağı dövülmüş fındığı ilave edin, karıştırın. Un, kakao, vanilya, mahlep ve kabartma tozunu da eleyerek ekleyip tüm malzemeyi harmanlayın.

Kek kalıbını yağlayın. Kalıbın tabanını file fındıklar ile kaplayın. Kek hamurunu kalıba dökün. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 40 dakika pişirin. Kekin içine bir kürdan batırın, kuru çıkıyorsa fırından çıkarabilirsiniz.

Posted in Bal, File Fındık, Güne Geldik, Kekler, Mahlep, Portakal | 23 Comments